DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 35°C
Sıcak

KÜÇÜK EKRANLA KÜÇÜLEN DÜNYALAR

Ayşe Gültutan
23.12.1997 tarihinde Hatay’ın Antakya ilçesinde doğdum. İlköğretimime İffet Zübeyr Göçmen İlkokulunda başladım. Ardından birkaç okul değişikliği sonunda Vali Teoman İlkokulundan mezun oldum. Daha sonra eğitimime Habib-i Neccar Kız Anadolu İmam Hatip Lisesinde devam ettim. Liseden mezun olduktan sonra Hatay Mustafa Kemal Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne yerleştim ve 3.sınıf olarak öğrenimimi sürdürmekteyim. Aysegultutan97@gmail.com
16.01.2020
A+
A-

Yaşadığımız yüzyıl içerisinde en büyük teknolojik devrimler arasında cep telefonu yer alıyor. Radyasyon yayan cihazlar arasında olan cep telefonu, kullanım sıklığı göz önüne alındığında bize en çok zarar veren araçların başında yer alıyor. Hayatımızın hemen hemen her anında yanımızda olan bu cihazların bize ne kadar zarar verdiğinin farkında mıyız?

Uzun vadede verdiği zararların farkında olmayabiliriz; ancak kısa vadede gözlem yapıldığında maddi ve manevi anlamda bize ne kadar çok zarar verdiğini, bizden neleri alıp götürdüğünü görmemiz mümkün.

Manevi anlamda bakacak olursak bu ekranlara bağlılığımızın artmasıyla, biz insanlar arasında iletişimin ne kadar azaldığını görebiliriz. Böyle söyleyince ‘‘Çok da önemli değil.’’ diye düşünenlerin sayısı az değil. Ancak biz insanların yaratılışında var olan iletişim isteğinin eksikliği başka şeylerle doldurulamaz. Bu iletişimsizlikten kaynaklanan boşluk doldurulamayınca anlam veremediğimiz birçok psikolojik hastalık ortaya çıkıyor. Sonra koşuyoruz doktorlara ‘‘Neden mutlu olamıyorum, neden hep yalnızım, neden beni anlamıyorlar, bana ilaç yazın.” diye…

Bir de küçük ekranlarda gördüğümüz, bize sunulan gerçeklikten uzak dünyalar var! Sunulan bu dünyalar, gerçek dünyamızla çatıştığında bizde uyandırdığı duygu sadece hayal kırıklığı değil. İnsanın sürekli elinde bulunun dijital dünya ile gerçek dünya arasında kaldığı ikilem de bocalamasına, genel anlamda birçok işe odaklanamamasına sebep oluyor. Etrafımıza bakacak olursak birçok insanda, en çok da çocuklarda dikkat eksikliğinin ne kadar fazla olduğunu görüyoruz.

***

Artık çocukların elinde oyuncaklar ve kitaplar değil, telefon var!

Bu durumun ne kadar kötü bir şey olduğunun farkında mıyız acaba? Birkaç kere otobüste ağlayan çocuğuna telefondan bir şeyler açıp izleten aileler gördüm. Üstelik bu çocuklar henüz yeni yeni görebilen çocuklardı. Uzun süre bunun şokunu üstümden atamadım ancak biraz daha etrafı gözlemlediğimde birçok anne-babanın bunu yaptığını fark ettim.

Ağlayan çocuğa hemen telefon veriliyor, çocuğunun normalde yemek yemediğinden şikâyet edenler sadece bir şeyler izleyince yemek yedirebiliyorum, diye dert yanmaya başlıyorlar. Biz değil miyiz buna çocuklarımıza alıştıran, biz değil miyiz çocuğun karşısında bir şeyler izleyerek yemek yiyen? Bu şekilde yediğinden ne kadar yarar görecek bu çocuklar? Ya da ağladığında direkt ellerine tutuşturulan telefonla duygu gelişimi ne kadar sağlıklı olacak? “Bu çağda telefondan, televizyondan ne kadar koruyabiliriz ki çocukları?” diye soranlar var. Siz ne şekilde örnek oluyorsunuz, çocuklarınız yerine telefonla, televizyonla ne kadar ilgileniyorsunuz? Bu soruların yanıtlarına verdiğiniz zaman dilimi kadar koruyabileceğiz çocuklarımızı. İşten eve gelen anne-baba çocuğuna nasılsın demeden, çocuğuna sarılıp öpmeden alıyor telefonu eline, dolanıyor sosyal medyada ya da sarılıyor kumandaya dizisi kaçmasın diye. Çocuklarınız böyle bir ortamda ne kadar uzak kalabilir ki bu etkenlerden.

Çocukların eline verdiğimiz kumandalarla, telefonlarla hayal güçlerini kısıtlıyor, kocaman olan dünyalarını küçük ekranlara hapsediyoruz. Sosyalleşmeyi küçük ekranlarda arayan ve kabul eden çocuklar herhangi bir konu üzerine odaklanamıyor ve kendilerini başka dünyalara sürükleyemiyorlar. Psikolojide en önemli ikinci yazar olarak tanınan Singer: ‘‘Evinize geldiğinizde yabacı biri ile karşılaşıyorsunuz. Bu kişi çocuklarınıza kavga etmeyi, dayak atmayı, dövüşmeyi, cinselliği öğretiyor. Siz bu insana ne yaparsınız? Onu biraz da şiddet kullanarak atmaz mısınız? Fakat bütün bunları her gün, her saat yapan televizyonunuzu başköşenize yerleştiriyorsunuz.’’ diyerek bu durumun ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor.

Küçük ekranlara kendimizi ve çocuklarımızı hapsetmeden, bu küçük ekranlardan bağımızı koparıp birbirimiz arasındaki bağları güçlendirmek ümidiyle…

 

 

 

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
24 Ekim 2019
28 Kasım 2019
6 Ocak 2020
19 Aralık 2019
17 Ekim 2019
26 Ocak 2020
YORUMLAR

  1. Yakup dedi ki:

    cok başarılı ve anlamlı bir yazı olmuş tebrikler